Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Araştırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2009 Cuma

Madde Madde Finlandiya'yı Sevme Nedenleri

  • Yıllar yılı devamlı olarak İsveç ve Rus istilaları yaşamalarına rağmen ne devlet eliyle ne de toplumsal baskılarla bu ülkelerin insanlarına karşı bırakın düşmanca davranmayı, aklıselimle yaklaşıyor olmaları. İnsan temelli dünya görüşüne sahibi olmaları. (Dipdibe olduğumuz, tarihte kimi ihtilaflar yaşadığımız, karşılıklı acılar çektiğimiz/çektirdiğimiz, tarih kitaplarında yerden yere vurduğumuz, mesafeli politikalar güttüğümüz ülkelerden/halklardan düşman bellediklerimizin, küfürlerimize sakız ettiklerimizin sayısını göz önüne alalım; düşüncelere dalalım.)

  • Bürokratik olarak araları çok alevli olmasa da yıllardır ihtilafı bulunduğu İsveç ile arasında bulunan ve İsveç'lilerin yaşadığı Aaland Adaları'nın; resmi olarak Finlandiya'ya bağlı olmasına rağmen ada halkının ve yönetiminin İsveç'e tabi olmasından, İsveççe dilinin kullanılıyor olmasında kesinlikle gocunmamaları, kompleks yapmamaları. (Hali hazırda; Kıbrıs, 12 adalar ve hatta cücük ebatlardaki Kardak adası sorunlarıyla mukayese etsem mi etmesem mi? Hmm...)

  • Soğuk savaş döneminde; ne Varşova ne de Kuzey Atlantik paktına girmeleri, tüm soğukkanlılıkları ile bağımsızlıklarını korumaları. Bunları yaparken; bırakın binlerce mil uzaktaki bir ülkenin üslerini ülkelerine kurulmasına izin vermelerini, diplerindeki Ruslara dahi eyvallah dememeleri. (Önce Nazi Almanyasıyla flört edişimiz sonrasında Amerikan süt tozuyla dış ve iç politikamızı Abd'ye devretmemiz, Gümrük Birliği/AB yollarında helak oluşumuz, yer yer Rusya ve İsrail yakın duruşlarımız, 6. Filo'muz, biricik İncirlik'imiz... Yaz yaz bitmiyor! E elini verdin mi bi kere kolunu kaptırmamak imkansız oluyor! Gıbta etmeye devam edelim.)

  • Yıllardır aynı coğrafyayı paylaştıkları burnu havada İskandinav üçlemesine (Danimarka, İsveç, Norveç) karşı tüm saflıkları, dürüstlükleri ile duruyor olmaları. ("İşi bilcen işi öğretmicen" mottosuyla yaşamak, akıllı olmak, cin olmak, adam çarpmak, pratik zekayla kolaycılığı birbirine karıştırmak, parayla kültürü aynı doğrultuda değerlendirip snopluğun dibine vurmak... Buram buram anadolu mu koktu ne!)
  • Nüfusu 5000 civarında olan yerli halk Sami'leri yok saymamaları, onlara neredeyse özerk haklara yakın haklar tanımaları. (Allah ulus devlet yapılanmamıza zeval vermesin! Amin.)
  • Eğitim sistemlerinin kusursuza yakın oluşu. (Birden Ressam Kenan Paşa ve İhsan Doğramacı geliverdi aklıma, hayırdır inşallah!)
  • Avrupa'da kadınlara oy kullanma hakkını tanıyan ilk ülke oluşu. (Bayan haklarını tanımada da ilk sıra bizde olmalı!)
  • Hadi herşeyi geçtim; sadece Linux ve Apocalyptica bile yeter be hacı! := )

Kaynaklar: Ak Zambaklar Ülkesi, Wikipedia

16 Şubat 2009 Pazartesi

İzmir Chp'nin Kalesidir!!!



Diğer bir deyişle, İzmir sosyal demokratların kalesidir.

Son günlerde herkesin ağzına sakız yaptığı, kimileri için gurur kaynağı olan, kimilerinin ise namus meselesi yaptığı bir durum. "Gavur İzmir" diyen mi ararsın, "Kurtarılmış bölge" olarak lanse eden mi?

Bakalım iddia edildiği gibi İzmir Chp'nin/sosyal demokrasinin kalesi mi, değil mi?

Öncelikle geçmiş seçimlerden günümüze doğru bir yolculuğa çıkalım. Bakalım durum neymiş, ne yönde değişim göstermiş. Seçim seçim kısa yorumlar yapacağım.

(Bu arada; incelemenin genel seçimler ve yerel seçimlerin "il genel meclisi" sonuçlarıyla sınırlandırılması çok daha sağlıklı olacak zira çoğu zaman belediye başkanı adayının kimliği parti kimliğinin önüne geçmekte. Dikili'de Shp'li, Hopa'da Ödp'li, Ordu'da Dsp'li politikacıların belediye başkanlığı yaptığı gerçeğini aklımızdan çıkarmayalım.)


1954 yılı genel seçim sonuçları:

1. Dp %61,18 20 vekil.
2. Chp %38.72 0 vekil.

Bu seçimlerde uygulanan sisteme göre bir ilde kim daha çok oy almış ise tüm vekiller o partiden çıkmaktaydı. Vekiller arasındaki korkunç sayı farkı bundan dolayı. Sonuçları yorumlamak gerekirse; Adnan Menderes'in Ege'li oluşu ve yıllar yılı tek partili sistemin bıkkınlığı Dp'yi birinci parti yapmış gibi. Ama Chp ile aralarındaki fark muazzam.


• 1957 yılı genel seçim sonuçları:

1. Dp %54,69 22 vekil.
2. Chp %41,88 0 vekil.

Önceki seçimde uygulanan sistem devam etmekte. (Alakasız not: Bu sistemle 2 seçim üstüste 400 küsur vekil çıkartan Dp'nin genel başkanı Menderes; Kırşehir'in, Osman Bölükbaşı'nın Millet Partisi'ni iki seçimdir birinci parti çıkarması üzerine, bu şehirde bir gariplik var diyerek ilçe yapmıştır.)
Dp ve Chp arasında fark azalmakta. Dp'nin tek parti yönetiminin pan zehiri olarak gelmesi ve sonrasında oluşturduğu tek particilik anlayışının bir sonucu olarak kan kaybetmekte.


• 1961 yılı genel seçim sonuçları:

1. Ap %55.04 10 vekil.
2. Chp %39.61 7 vekil.

60 muhturası sonrası ilk seçim. Dp kapatılmış, ileri gelenleri yargılanmış vs. Yerine Ap kurulmuş. Evet, bu sonucu halkın muhturacılara bir tepkisi olarak yorumlayabiliriz. Ama o halde Türkiye genelinde Chp'nin birinci parti çıkmasını neye yoracağız? (Adilane yapılan seçim sayımlarına mı yoksa?)


• 1963 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Ap %57.97
2. Chp %38.91
3. Tip %2.03

Bu seçimlere de 60 muhturasının damgasını vurduğu açık. Fakat Chp'nin, Ap'nin bu kadar geride kalması sadece onunla açıklanamaz.


• 1965 yılı genel seçim sonuçları:

1. Ap %62.18 11 vekil.
2. Chp %29.79 5 vekil.
3. Tip %3,92 1 vekil.

Ap'nin ezici üstünlüğü devam etmekte. Bu arada Tip'in türkiye genelinde %2,97 ile toplam 14 vekil çıkardığı bu seçimlerde uyguanan Milli Bakiye Sistemi, şu an yürürlükte olan çağdışı sistemle karşılaştıralamayacak kadar demokratik.


• 1968 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Ap %56.09
2. Chp %30.91
3. Tip %5.02

Ülke karışmış bir halde. Sokaklarda, mahallelerde, üniversitelerde çatışmalar şiddetle sürmekte. Ap'nin İzmir'de borusu hala ötmekte. Bir parantez de Tip'e açmalı, meclis yayınlarının devlet radyosu yayını ile vatandaşlara sunulması sonucunda Tip'in mecliste yaptığı etkili muhalefetin sonuca ulaştığı görülüyor.


• 1969 yılı genel seçim sonuçları:

1. Ap 53,24 11 vekil.
2. Chp 35.14 7 vekil.

Süleyman Demirel liderliğindeki Ap, hükümranlığını sürdürmekte.


• 1973 yılı genel seçim sonuçları:

1. Chp %44,05 9 vekil.
2. Ap %39,27 8 vekil.
3. Dp %7,91 1 vekil.
4. Msp %4,19

Askerler ülkenin gidişatı gene beğenmeyip el atarlar, Nihat erim başbakanlığında teknotratlar hükümeti kurdurturlar, tabi ki hükmetme güdüleri gene rahat durmaz ve birbiri ardına ohal'ler ilan edilir. 73 seçimlerine böyle bir psikoloji ile giren halk bu sefer Chp'ye sarılır. İzmir'de Chp'nin az da olsa Ap'nin önüne geçişini kesinlikle yapılan müdehaleye ve Necmettin Erbakan'ın Msp'sinin Ap'nin elinden aldığı %4'e bağlamak gerekir.


• 1973 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Chp %46.29
2. Ap %42.16
3. Msp %2.56

Aynı yıl yapılan il genel meclisi sonuçları da genel seçimle paralellik göstermekte.


• 1977 yılı genel seçim sonuçları:

1. Chp %52,67 11 vekil.
2. Ap %39,66 8 vekil.

Karaoğlan efsanesinin yazıldığı seçimler olarak adledilen 77 seçimlerinde "halkçı ecevit" söylemleri ile Chp, İzmir'de Ap'yi sonunda tam anlamıyla geçebilmiş.


• 1977 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Chp %52.42
2. Ap %43.10

Aynı yapılan il genel meclisi sonuçları da genel seçimle paralellik göstermekte.


• 1983 yılı genel seçim sonuçları:

1. Hp %37,25 8 vekil.
2. Anap %34,51 5 vekil.
3. Mdp %27,23 3 vekil.


6 yılın ardından yapılan ilk seçimler. Darbe sonrası Kenan paşanın ortaya attığı biri merkez sağ, biri merkez sol olmak üzere iki suni parti(Hp ve Mdp) ve Anap seçimlere giriyor. Darbe halkta gene ters etki yaratıyor ve Amerika'dan ithal Turgut Özal seçimleri kazanıyor. İzmir'de ise birbirine çok yakın bir tablo bulunmakta.


• 1984 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Anap %39.75
2. Sodep %29.55

Anap sonunda İzmir'de de hükümranlığı ilan eder. Yeni kurulan Sodep, kapatılan Chp çizgisinin partisi ve seçimlerden gene 2. çıkmış.


• 1987 yılı genel seçim sonuçları:

1. Anap %35,80 8 vekil.
2. Shp %35,57 10 vekil.
3. Dyp %15,66 1 vekil.

Anap yine birinci parti. Erdal İnönü'nün partisi en çok vekili çıkartır. Ama genel tabloya baktığımızda sağ partilerin %50 ile İzmir'de gene başarılı olduklarını görebiliriz.


• 1989 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Shp %45
2. Anap %21.33
3. Dyp %20.82
4. Dsp %7.58
5. Rp %3.14

Anap'ın inişe geçtiği, Özal'ın cumhurbaşkanı olduğu dönem. Dyp, Demirel ile Anap'a vekaleten verdiği oyları geri alıyor. Shp'nin çıkışı dikkat çekici. Ayrıca Ecevit ve Erbakan tekrardan siyasi sahneye çıkıyor. Ulusal sol ilk kez %50 üzerinde oy alıyor.


• 1991 yılı genel seçim sonuçları:

1. Dyp %27,58 7 vekil.
2. Anap %25,58 8 vekil.
3. Shp %24.5 3 vekil.
4. Dsp %15.45
5. Rp %5.97

Shp'nin çıkışı bu seçimde duruluyor. Merkez sağ yeniden İzmir'e hakim oluyor.

• 1994 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Dyp %25.81
2. Anap %20.38
3. Shp %18.71
4. Dsp %16.52
5. Rp %7.42
6. Chp %5.55

Merkez sağ %45 ile İzmir'de başa güreşmekte. Hemen arkalarında Hep ile ittafaka giden Shp ve Ecevit'in Dsp'si var. Chp ise yeniden kurulmuş ve İzmir'den ancak %5.5 oy almış.


• 1995 yılı genel seçim sonuçları:

1. Dsp %24,40 6 vekil.
2. Dyp %23,86 7 vekil.
3. Anap %18,85 5 vekil.
4. Chp %13,87 4 vekil.
5. Rp %8,42 2 vekil.

Erbakan ve Rp'nin çıkışa geçtiği seçimler. Ülke genelinde Rp birinci parti ama İzmir'de durumlar çok farklı. Dsp, az farkla birinci, ardından %50'ye yakın oylarıyla sağ partiler gelmekte. Ve sonrasında Chp. Rp ise ancak beşinci.


• 1999 yılı genel seçim sonuçları:

1. Dsp %40,27 14 vekil.
2. Anap %15,82 5 vekil.
3. Mhp %11,08 3 vekil.
4. Chp %9,77
5. Dyp %9,57 2 vekil.

Abdullah Öcalan'ın yakalanıp ülkeye getirilmesinin üzerine yapılan seçimler, o esnada azınlık hükümetinin başında bulunan Ecevit'e ve Mhp'ye yarar. Mhp yıllar sonra meclise ayak basar. Ecevit, 77 sonrası ilk kez galip gelir ve İzmir'de muazzam farkla seçimleri alır. Bu sonuçlar İzmir'in ulusalcı yönünün ne denli kuvvetli olduğunun diğer bir ispatıdır. Sağ partilerden Anap ve Dyp ise düşüşte. Chp, barajı aşamadığından vekil çıkartamaz.


• 1999 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Dsp %35.34
2. Anap %17.51
3. Chp %13.21
4. Dyp %11.74
5. Mhp %10.73
6. Fp %4.67

Aynı yıl yapılan genel seçimlerle paralellik göstermekte.


• 2002 yılı genel seçim sonuçları:

1. Chp %29,06 16 vekil.
2. Gp %17,51
3. Akp %17,17 8 vekil.
4. Dyp %9,33
5. Mhp %7,80
6. Dehap %5,18
7. Anap %4,21


Ve 2002 seçimleri. Siyasi yasaklı Tayyip Erdoğan ve kendilerine yenilikçiler diyen grup milli görüşden ayrılıp Akp'yi kurar. Ve sıcağı sıcağına yapılan seçimlerde sakat seçim sisteminin de yardımıyla tek başlarına iktidara gelirler. İzmir'de ise durum biraz daha farklı boyuttadır. Ülkede birinci çıkan parti bu ilde 3. durumdadır fakat işin en ilginci şehrin Cem Uzan'a ve Genç Parti'ye gösterdiği ilgi. Bu kısmı sosyologlara bırakmak en iyisi!
Şehir, genel olarak devletçi-ulusalcı partiye verdiği oy oranını yine vermiş ve Chp %30 sınırına dayanmış. Sağ partilerdeki durum ise gene %40-50 arasında. (Bir de Genç Parti'nin %17,51 ile kendini bilmezleri var.)


• 2004 yılı yerel seçim sonuçları:

1. Chp %35.23
2. Akp %32.32
3. Gp %6.6


Akp 2 yılda müthiş bir çıkış yapmış ve neredeyse Chp'yi yakalamış gözüküyor. Kendini bilmezler %6.6 ile yılmıyorlar.


• 2007 yılı genel seçim sonuçları:

1. Chp %35,46 11 vekil.
2. Akp %30,50 9 vekil.
3. Mhp %13,88 4 vekil.
4. Gp %7,50
5. Dp %5,19

Ve de geldik son seçimlere. Gene başa güreşen iki parti. Chp ve Akp, milletvekillerini neredeyse paylaşmış. Dp'nin ölü halinin izmir'de en az %5 oy alıyor oluşu da bizlere, bu toprakların nasıl bir siyasal geçmişi olduğunu gösteriyor.

Yunan işgali'ne uğramış, cumhuriyetin kurulumu aşamasında önemli pozisyonlarda bulunmuş (İzmir iktisat kongresi vs.), Kubilay vakası ve çok partili sürece geçişle başlayan Adnan Menderes'in şehir insanında kurduğu hakimiyet, sağ partilerin ve düzen yanlıların şehri ve gelinen şu son günler.

77 seçimlerinde Ecevit'in başında olduğu Chp'si, 89 yılı yerel seçimlerinde İnönü'ün Shp'si ve Öcalan'ın yakalanması sonrası yapılan 99 seçimlerinde gene Ecevit'in Dsp'si harici İzmir halkının seçimi hep sağ partilerinden yana olmuş.

Yani; İzmir Chp'nin kalesi değil! Bu çok açık.



Sosyolog değilim. Tüm bu nedenleri sonuçlarla doğru ilişkilendiremeyebilirim.
Burjuva siyasetine akıl sır ermediğinin de farkındayım. Ama bu şehrin insanını 2 türde incelemek gerektiğine inanıyorum.
Birinci tip İzmir'li, tarımla uğraşan taşrada yaşayan kesim. Bu kesim yıllar yılı sağ partilerin seçim vaadlerinin kurbanı olmaları sonucu sağ politikaya onay vermiş.
İkinci tip İzmir'liler ise şehirli olarak lanse edilebilecek (Kordon boyu apartmanları ve oralarda ikamet edenleri hayal edebilirsiniz.) insanlardan oluşmakta. Cumhuriyet kazanımlarından dem vuran ve ulusal bilinç ile hareket edip düzen partilerine oy veren yani yeri geldiğinde Chp yeri geldiğinde Dsp'ye, Ap'ye, Dyp'ye, Akp'ye ve hatta Genç Parti'ye oy veren kesim.


Ama asıl korkutucu olan bu yanlış bilinen durum değil. Korkutucu olan bu yanlış önermenin farklı bir şekilde kullanılması. "İzmir"e, "İzmir insanı"na anlam yüklenmesi. (İkinci tip İzmir'lilerden bahsediyorum.)
Kimi bünyelerde elitizm kimi bünyelerde de cumhuriyet savunuculuğu olarak vücud bulan bu yeni mikro-milliyetçilik çeşidi araştırmaya değer. Mesela İzmir'in son seçimlerine göz atarsak; Akp'nin olmadığı dönemde Refah-Fazilet-Saadet partisinin oy oranı %4 iken her fırsatta milli görüş'ün devamı olduklarını söyledikleri Akp'nin şu an İzmir'de %35'e yakın oy oranı alması "izmir" ve "izmir insanı" etiketine hiç uymuyor. Ha bu garipliğin sadece kömür yardımlarıyla açıklanması ise ayrıcana bir gariplik teşkil etmekte.

Öte yandan Akp'lilerin "İzmir kalesini düşereceğiz, gavur İzmir" lakırdıları, İzmir-Chp-kale saçmalığına ortak olmaları siyaseten cinlik yapmaları ve siyasal kutuplaşmaya ön ayak olmaları ve tüm bunlardan nemalanmak istemeleri "iktidar için her yol mübah" hallerine çok uygun.

Diyorum ki: Alan memnun satan memnun be!

15 Şubat 2009 Pazar

Saracoğlu Faşisttir!


Şükrü Şaracoğlu: Ülke tarihinin belki de en ırkçı başbakanı.

Şöyle ki; 1942 senesinde yani İkinci Dünya Savaşı sırasında devlet katında Alman hayranlığının en üst mertebede olduğu, halkın arasında ise ırkçı akımların revaçta olduğu dönemde "milli şef" İnönü tarafından başbakanlığa atanmıştır. Başbakanlığı sırasında Nazi Almanyası'nın savaşı kaybedeceğinin anlaşıldığı döneme kadar geçen süreçte tamamen ırkçı politikalar benimseyen bu zat, savaşın sonunda ise İngiliz - Amerikan ve Sovyet güçlerinin kazanımı karşısında boyut değiştirecek ve en ahlaki ifadeyle "denge politikası" gözetecek ve herkese eşit mesafede duracak yani herkese yamanmaya çalışacaktır. Sonrasında ise Atatürk'ün "muassır medeniyetler seviyesine çıkma" hedefini -her zaman olduğu gibi- emperyal kuvvetlerin müttefiki olmak olarak algılayıp ülkeyi Amerikan politikalarına teslim edecektir.

Her neyse konuyu çok dağıtmayayım. Zaten amacım dolu dolu Saracoğlu anlatısı yapmak değil, kendisini sadece futbol sahasına ismi verilmiş türk büyüğü olarak bilenlere küçük hatırlatmalar yapmak. Kendisi hükümet programını açıklamak üzere başbakan olarak ilk kez meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada: "Biz Türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. Bizim için türkçülük bi kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir" diyor. Bu konuşmanın yurtta yarattığı yankılarını burada ne derecede yansıtabilirim, bilemiyorum ama Nihal Atsız'ın (Turancılık akımının peygamberi) başbakana yazdığı mektupta yazdıklarına bakarsak fikir sahibi olabiliriz kanımca. Kendisi, Saracoğlu'na hitaben diyor ki: " ...ne ırkımızın ne devletimizin tarihinde, Türk milliyetçiliği resmi bir ağızdan bu kadar kesin sözlerle hiç bir zaman açığa vurulmamıştı. Bu sözlerin türkçü çevrelerde nasıl sevinçle karşılandığını anlatmaya lüzum yoktur." (Üzerine yorum yapmaya bence de lüzum yoktur, efendim.)

Başbakanlık yaptığı dönemde dünya politikası hangi yönde esiyor ise o yöne meyl etmeye çalışan Saracoğlu, ülke içinde de boş durmamış ve sol fikirli aydınlara (Sertel'ler, Behice Boran, Korkut Boratav, Sabahattin Ali, Aziz Nesin...) baskısını her dönem hissettirmiş. Kimi zaman kurdukları dergileri atılımcı idareci, kemalist kalkınma projesinin en önemli figürlerinden milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel yoluyla uyararak kapattırmış bazen de Tan Olayı'ında olduğu gibi ırkçı-türkçü üniversite gençlerini ayaklandırıp yakıp yıkarak kapattırmıştır.

Bir de Fenerbahçe stadına isminin verilmesi hadisesine göz atacak olursak; Maliye bakanlığı yaptığı dönemde Fenerbahçe'nin Kadıköy'de kendine ait sahası olmaması üzerine her zaman top oynadıkları sahanın (Papaz çayırı) sahibi İttihatspor'dan (eski Altınordu) mülkiyetini isterler. Ama İttihatspor Fenerbahçe'nin stad isteğine hayır der. Bunun üzerine devreye Saracoğlu girer. Önce mecliste 'tek maddelik bir yasa' çıkartır: "Aynı semtte kurulmuş ve faaliyet gösteren spor kulüplerinin sayısı birden fazla ise, o semtte üye sayısı fazla olan kulüp faaliyetlerine devam eder." Evet, yasa aynen böyledir. Böylelikle Papaz çayırının sahibi İttihakspor devre dışı bırakılır. Sahaya milli emlak idaresi el koyar. Ardından da Fenerbahçe'ye kiralar. Adını da değiştirip Fenerbahçe Stadı koyarlar. Bunlarla doymayan Fenerbahçe yönetimi bu kez de stadın mülkiyetini ister, o dönemde Adliye bakanlığına atanan Aaraçoğlu'na gidilir ve sonuç beklenen de iyi olur. Stad, -para dahi verilmeden- göstermelik bir rakam olan "1 türk lira"sına Fenerbahçe'ye devredilir. Sonrasında Saracoğlu, Fenerbahçe başkanlığına seçilir ve başbakanlılığının sonuna kadar da sürdürür.

İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerden varlık vergisi alınması fikriyatının da mucidi(!) olan bu ırkçı, alman hayranı, nazi bıyıklı başbakanın adını stad isimlerinde yaşatanlara selam edip, 45'li yılların mottosuyla yazımı bitiriyorum: Saracoğlu Faşisttir!


Kaynaklar:
Politik Goller, E.Kılıç - Behice Boran, G.Atılgan - Nihal Atsız'ın Yaşam Öyküsü, Bakırezer